Türkiye’de miras davaları artık yalnızca aile içi uyuşmazlık olarak değerlendirilemeyecek kadar büyümüş durumda. Özellikle taşınmaz değerlerindeki olağanüstü artış, ekonomik baskılar ve değişen aile yapısı; kardeşler, mirasçılar ve yakın akrabalar arasındaki ihtilafları ciddi ölçüde artırıyor. Bugün adliyelerde en yoğun görülen dosyaların önemli bir kısmını ortaklığın giderilmesi davaları, muris muvazaası iddiaları, saklı pay talepleri ve mirastan mal kaçırma gerekçesiyle açılan tapu iptal davaları oluşturuyor.

Üstelik bu davaların büyük bölümü yalnızca hukuki değil; aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik boyut da taşıyor. Çünkü miras davaları çoğu zaman sadece mal paylaşımı meselesi olmaktan çıkıyor, yıllarca biriken aile içi kırgınlıkların ve güvensizliklerin mahkeme salonlarına taşınmasına dönüşüyor.

Tam da bu noktada kamuoyunda tartışılan 12. Yargı Paketi dikkat çekiyor. Her ne kadar miras hukukuna doğrudan kapsamlı bir reform getirmesi beklenmese de, yargılamaların hızlandırılması ve uyuşmazlık çözüm süreçlerinin etkinleştirilmesi bakımından önemli mesajlar içeriyor. Çünkü Türkiye’de miras hukukundaki temel sorun çoğu zaman mevzuat eksikliği değil; davaların yıllarca sonuçlanamaması.

Bir taşınmazın paylaşımı için açılan ortaklığın giderilmesi davasının 4-5 yıl sürmesi, ardından istinaf ve temyiz süreçlerinin eklenmesi, aile içindeki husumeti daha da derinleştiriyor. Aynı şekilde muris muvazaası davalarında eski tapu kayıtlarının incelenmesi, bilirkişi raporları, keşif süreçleri ve tanık beyanları dosyaları ağırlaştırıyor. Sonuçta geciken adalet yalnızca hukuki değil, toplumsal bir probleme dönüşüyor.

Çünkü miras davalarında geçen her yıl, taraflar arasındaki bağları biraz daha koparıyor. Çoğu dosyada hukuki uyuşmazlığın altında; kardeşler arası eşitsizlik iddiaları, ebeveynlerle yaşanan kırgınlıklar ve ekonomik kaygılar yatıyor. Mahkeme kararının gecikmesi ise bu çatışmaları daha da derinleştiriyor.

Öte yandan tartışılması gereken en önemli konulardan biri de “önleyici avukatlık” sisteminin güçlendirilmesi. Türkiye’de birçok miras davası, işlemler yapılırken hukuki güvenliğin yeterince sağlanmamasından kaynaklanıyor. Özellikle yaşlı ebeveynlerin taşınmazlarını çocuklarından birine devretmesi sırasında yapılan işlemler, yıllar sonra dava konusu hâline geliyor. Tapuda “satış” gibi gösterilen işlemlerin gerçekte bağış niteliğinde olması, muris muvazaası davalarının temelini oluşturuyor.

Oysa yüksek risk taşıyan taşınmaz işlemlerinde daha güçlü hukuki denetim ve profesyonel destek sağlanabilse, bugün adliyelerde yıllarca süren birçok uyuşmazlık daha doğmadan önlenebilir. Çünkü hukuk sisteminin amacı yalnızca dava çözmek değil, uyuşmazlığın ortaya çıkmasını engellemektir.

Bu nedenle miras hukukunda profesyonel hukuki destek almak artık çoğu zaman bir tercih değil, zorunluluk hâline gelmiştir. Zira miras davalarında yapılan küçük bir usul hatası bile ciddi hak kayıplarına yol açabiliyor. Süresinde açılmayan tenkis davaları, eksik delille yürütülen muris muvazaası iddiaları, yanlış hesaplanan saklı pay oranları ya da usule uygun yürütülmeyen ortaklığın giderilmesi süreçleri telafisi güç sonuçlar doğurabiliyor.

Üstelik birçok mirasçı, aile içi güven ilişkisine dayanarak hukuki süreci kendi başına yönetebileceğini düşünüyor. Oysa miras davaları yalnızca “haklı olmakla” kazanılmıyor. Delilin doğru sunulması, tapu kayıtlarının dikkatle incelenmesi, tanık anlatımlarının stratejik değerlendirilmesi ve usul kurallarının eksiksiz uygulanması gerekiyor. Özellikle taşınmaz değeri yüksek dosyalarda, davanın en başında alınacak nitelikli hukuki destek; yıllarca sürecek uyuşmazlıkların, yüksek yargılama giderlerinin ve geri dönüşü olmayan hak kayıplarının önüne geçebiliyor.

Sonuç olarak 12. Yargı Paketi’nin miras hukukunda devrim niteliğinde değişiklikler getirmesi beklenmiyor. Ancak yargılamaların hızlandırılması, usul süreçlerinin sadeleştirilmesi ve hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi yönündeki her adım, miras uyuşmazlıkları açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Unutulmamalıdır ki miras davaları yalnızca mal paylaşımı değildir. Bu dosyalar çoğu zaman aile tarihinin mahkeme tutanaklarına dönüşmüş hâlidir. Ve adalet, yalnızca doğru karar vermek değil; o kararı zamanında verebilmektir.

Av. Tuğçe Beştaş